günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2014 Çarşamba

Sanat İnsandır


Yürüyorum. Nerden geldiyse aklıma, düşünmeye başlıyorum.
Sanat sanat içindir. Sanatın tek amacı güzel biçimler yaratmaktır, amacının dışına çıkamaz.
Sanat toplum içindir. Sanat insana fayda sağladığı sürece anlamlıdır.

İki zıt görüş.Düşünüyorum kendimce doğru olanı arıyorum. Sonra diyorum insan sanat için olsun. Değil mi ki sanat güzelliktir, o zaman diyorum insan sanat için olsun, güzellik olsun her yer sanat kokalım. Sonra baştan sona her yeri sanatla dolduran bu insanlar asıl sanat olma şerefine ulaşırlar. Yani güzellikten bıkmadan güzellik doğuran insan, bir süre sonra güzelliğin kendisi olduğunu, başlıca sanat olduğunu anlayacaktır. Güzel insansa, topluma zarar vermez niye versin ki güzel insan sonuçta. Herkes böyle olsa toplum da güzel olur, değerli olur. O zaman  sanat insana değer kazandırır. Toplum, değerli bir sanat olur. Sanat, değerli bir toplum.. Olmaz mı?

16 Aralık 2014 Salı

Eski Dost Diye Bir Şey Yok Efenim Dost Her Daim Dosttur!


Merhabalar. Ben efendim, türk kahvesi keyfinden geliyorum da hava atmaya geldim buraya. Orta şekerli, narlı lokumlu. :D

Bizde türk kahvesi içilmez pek, yani ailecek öyle bir alışkanlığımız yok-tu. Ben hariç. Üniversiteye ilk geldiğim yıl canımlar, Kyk'da 8 kişilik odada kaldım. 8 kişi bir odadaydık, musmutlu bir tabloyduk biz. 8 kişi bir eve sığamazken biz bir odaya sığışıp gidiyorduk. İşte o sene alıştım kahve içmeye. Her gün kahvaltı sonrası ve akşam yemek sonrası. Sonra da fincanın dibini sıyırır yüzümüze sürerdik, maske yanii en doğalından. :)

Bir arkadaşımızda çok biliyo gibi ellerimize telveyi sürer, sonra da masaj yapardı. Şimdi 8 kişinin 5'i mezun oldu. Biri İstanbul'a gitti. İki kişi kaldık ama görüşmüyoruz, anca denk gelirsek. Ben tatillerde filan aramam çok, yani ne bileyim aramam işte. Ama severim her birini ayrı ayrı. Özlemem diyodum ama özlüyorum tek tek. :)

Ben ranzanın üst katındaydım, alt katta Eso vardı. Razadaştık biz, uydurmuştum. Ranzamızın hemen dibinde dolabımız vardı, demir dolap,mavi. Asker gibi hissediyorduk kendimizi. Dolabın üstüne kitaplarımı filan dizerdim, başka bir sürü ıvır zıvır da. Sabahları da çok erken uyanırdım, kitap okumaya. Sessiz olmak için uğraşırdım ama o zaman da elim ayağım birbirine girerdi kitaplar patır patır düşerdi Eso'nun kafasına. Eso hep sıçrayarak uyanırdı, ters ters bakar ama bişey demezdi. Sonraları alıştı zaten.  :) Eso fena konuşkan kızdır, bi görseniz ölümüne konuşur. Mesela telefonda saatlerce konuşur, sonra çok konuştum kapatayım der ama yine konuşur. Ben çok konuşmam ama sorun değildir onlar için çünkü dinlediğimi bilirler. :)

Eso inanılmaz saçmalardı, yani birlikte saçmalardık. Ne güzeldi. Benim 11'den sonra hatlar karışırdı. Hep espiri yapar, gülerdim. Onlar da dalga geçerlerdi. :D

Ben çok makyaj yapmayı bilmezdim, onlardan öğrenmiştim çoğunu. Mesela Ello uu bi güzel kızdır. Çokta ustadır. Beni alır boyar da boyardı. Can sıkıntısından iştee. Hep final haftaları en çok. Herkes ders çalışırdı biz makyaj yapar, taklit yapardık. Bi keresinde skeç bile yapmıştık odada.
Ben dans etmeyi bilmem, onlar öğretmeye çalışırlardı. Değerli olduğumu hissettirirlerdi. Güzel insanlar yanii. Özledim hepsini, tek tek ayrı ayrı.



:)

15 Aralık 2014 Pazartesi

Deli Saçması Şeyler Bunlar

Bazı insanlar canımlar, ne kadar sizden farkında mısınız? Ya da sizde böyle düşünüyor musunuz?
Sanki yazdıkları, kurdukları cümleler sizden çıkmış.
 Sanki duygu kardeşliğinde nirvanaya ulaşmışsınız. O kadar aynı hissediyorsunuz. Özellikle bloglarda daha fazla hissediyorum bunu. Gerçek yaşamda yok sanki bu kadar. Bilmiyorum. Ya da belki de insanlar yazarken daha iyi ifade edebiliyorlardır kendilerini. Benim için kesinlikle öyle. Konuşunca tutulurum çoğunlukla. Nasıl anlatacağımı bilemem bazen. arkadaşlarıma sorarım ' anlatamadım dimi?' gülerler 'hayır, anlattın' derler velev ki ben buna inanmam. :) 
Acaba bundan mı ki bloglardan tanıdığım insanları çook sevişim. Gerçekten çok ama, yani büyük bi çokluk. Geçen gün fotograf çekiliyoruz bloğuma koyacağım dedim. Bloğun mu var dedi bir arkadaşım. Evet dedim. Sonra nasıl bir şey olduğunu sordu, buraların. Güzel dedim, çok güzel insanlar var. Boş değil, güzel bir dünya. Sana bir sürü şey katar bloglar. Hem eğlenceli, hem öğretici, hem de bir sürü dostluk var, en güzelinden. Düşünsene birbirimizden çıkarımız olamaz, öylesine sevmek için seviyoruz birbirimizi. Ben orda tanıyıpta kim olduğunu dahi bilmediğim o insanları gerçekteki birçok arkadaşıma değişirim. Öylesi güzel insanlar var dedim. Şaşırdı. Şaşırsın. Banane. Bazen duygularımı açıyorum, gülüyolar. Saçma buluyolar, tuhaf bakıyolar. Ama neden? Kapıyı çarptığında, insandan özür dileyen ama kapıyı umursamayan insanlara şaşırıyorum. Özür dilerim diyorlar, içerdeki insana. Peki ya kapı? diyorum. Gülüyolar. Eşyanın ruhu yok mu? Tam olarak ona vurdun diyorum. Deli saçması şeyler bunlar. N'apsam bilmiyorum. İnsanların içinde ağaçlara gizlice gülümsüyorum. Yalnızken açıklıyorum neden gizlice yaptığımı, 'beni anlamazlar inanın, açıklayamam' diyorum. Bence onlar anlıyo, neden böyle yaptığımı. 
Sokakta yürüyorum. Dağ taş Allah'ı zikrediyor, ben üzerinde yürüyorum. Canım acıyo, yumuşak yürümeye çalışıyorum, ağlıyorum. Diyemiyorum da kimseye. 'Kanatların mı var ki uçasın, yürüyeceksin tabi' derler. Demesinler, biliyorum. Ama aklıma geliyor işte.


Posted on 19:56 | Categories:

Anı: Bu Kareye Böyle Yansısın



Eski fotoğraflara bakıp hayret ediyorum. Yaşam var, ölüm var, değişim var. Sürekli bir değişim. Fotoğraftaki dayım, kucağındaki ben. 92 yılı. Sanıyorum ki Eylül ayı.Gazi Osman Paşa bu yeşil yer. Bu evlerin hepsi tek tek yıkılmış. Bu ağaçların hepsi tek tek sökülmüş kökünden. Baksanıza gözlerime; korku, bi hoşnutsuzluk var sanki. 'Bu kareye böyle yansısın, vakti gelince anlarsın' bakışı bu. Öyle yorumluyorum. Ya da dayımın tutuşundan kaynaklanıyo, bilmiyorum.

Fotoğraflar dostlar, gerçeği vurur insanın yüzüne. Bu yüzden uzun süre bakınca  içim burkulur.  Her ayrıntı önemlidir benim için. O evler yıkılınca başka neler yıkıldı mesela, kaç kişi bu evlerde ne anılarımız vardı dedi?

Ağaçlar bence ağlamıştır. Ben ağaç olsam, hüngür hüngür ağlardım.
Böyle şeylere üzülüyorum. Hemen ağlayasım geliyo.

Ben o zamanlar 7 aylık filanım. Ben doğmadan bir sene önce ablam vefat etmiş. Abim ablamı çok severmiş. O yüzden bana ablamın adını vermiş. Ben doğduktan 4 ay sonra da abim vefat etmiş.

Bilirsiniz insan kendinde hep suç arar. Ben de hep diyorum iki ölümün ortasıyım. Neden ki? Canım sıkılıyor. Abim ablamı çok sevmiş ama doyamamış. Beni sevmiş bana da doyamamış. Sanki aynı isimdeki kişileri sevemezmiş gibi,gitmiş. Oysa öyle değil, vakti gelen gidiyo. Ama işte insanın aklına böyle saçma şeyler de geliyo. Demek ki annem 2 seneden az bir zaman içinde iki evlat kaybetmiş. Beni sevmiş midir acaba diye düşünüyorum. Yani ne bileyim öyle işte. Anneme soruyorum bazen, 'anne o zaman seviyo muydunuz beni?' sevdiklerini söylüyo tabi. Ama en çok ablamı ve abimi sevdiğini de söylüyo. Kıskançlık gibi değil de üzülüyorum. Keşke ben de onlar kadar iyi olsam diyorum. Ne bileyim belki onlar kadar iyi olsam daha az özler gibi. Bilmiyorum.

Ölüm bir süre sonra unutulmaz, bastırılır. Yani tamamen unutulmaz bence. Alışma da değil. Alışılmaz. Geçen senelerde düşünüyorum, bence ben ölümden etkilenmem en yakınımın ölümü bile acıtmazmış gibi geliyo tuhaf. Oysa salakça bu düşünce. İnsan ölümden etkilenir hem de çok. Niye böyle düşünmüşsem. Yıllar sonra hiç görmediğim halde ablamın ölümünü düşünürken bile canım acıyo. Tv'de ölüm haberleri görünce canım acıyo, kitapta, filmde.. alışılmaz tabi ki. İnsan neden ölüm gibi birşeye alışsın ki.. Alışmasın. Yani az olsun diyorum, mesela savaşlar, gençler,kadınlar, çocuklar, yaşlılar öyle ölmesin bence. Bilmiyorum ki bu yazı nerden geldi buraya kadar. Biraz dağınık oldu bide. Ne bileyim, bilmiyorum işte. Bazen insan olmak, fazla ağır.