anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2014 Çarşamba

Mis Kokuya Aşık Çocuklardık Biz

Biz daha küçüktük 5-6 yaş civarındaydık. Okul yok, sabahtan akşama kadar sokaklardayız. Benim saçlarım çok uzun. Annem ben uyurken azar azar alır tel tel tararmış, uyanıkken izin vermezmişim çünkü.

Güzel kokan güzel ablalar vardı mahallemizde. Hayır isimlerini hatırlamıyorum. Çok güzel koktuklarını hatırlıyorum. Biz kapımızın önünde otururken, o güzel kokan güzel ablalardan biri gelmiş, saçlarımı okşamıştı. Ne güzel saçların var demiş, konuşmuştu benimle. Eminim arkadaşlarım beni çok kıskanmıştır o zaman. Çünkü güzel kokan güzel abla beni beğenmişti. Oysa ben en çirkin olandım.

Sonra nasıl oldu bilmiyorum, o ablanın işten dönüş saatini aşağı yukarı bilir hale geldik. İşten dönüş saatine yakın uzaktan durağa bakar, otobüsten inenleri izlerdik. Onu gördüğümüz an, evimizi tam karşısında duran en sevdiğime koşardık; zeytin ağacına. Ağaca tırmanır ve güzel kokan güzel ablanın yaklaşmasını beklerdik. Yaklaşınca bağırmaya başlardık: ' yardım ediiin, anneeee, korkuyorum' diyerek yalandan ağlardık. Güzel kokan güzel abla gelip kucağına alır, indirirdi bizi. Ona yakınlaştığımız an mis kokusunu doya doya çekerdik içimize. Bu alışkanlığı ne zaman bıraktık bilmiyorum, ama bu devam etti bir süre hatırlıyorum. Biz güzel kokan güzel ablaların olduğu mahallenin, mis kokuya aşık çocuklarıydık. Biliyorum.

24 Aralık 2014 Çarşamba

Geçmiş Zaman İçin Dilekler - 1

Annesi küçük kızın kumral, uzun saçlarını taramaktan yorulmazdı hiç. Demir tasa sıcak su koyar, ince dişli tarağı tasa batırıp kızın saçlarına götürürdü. Alttan özenle toplar ve örerdi. Örülü hali dahi o kadar uzundu ki annesi ördükten sonra aşağıdan yukarıya doğru katlardı küçüğün saçlarını. Omzunda şişman bir örgü dururdu.
Okula geliş gidişlerinde hep hayret ederdik. Parlak ama kendini göstermeyen, örgü yığını  onu ne zaman görsek omzunda yüktü. Yorulmaz mı diye sorardık sık sık. Yorulmadığını söylerdi. Annesinin uzun saçı sevdiğinden bahsederdi. 'O zaman aç derdik, aç da bi bakalım.' İzin verirdi açardık, çok güzel parlak saçlardı onunkisi. 'Açık bıraksan olmaz mı?' derdik.' Olmaz karışır, birbirine girer' derdi. 'Bi ders olsun aç olmaz mı?' derdik. Bi ders açardı, sonra tekrar örmemi isterdi. 'Rahat edemiyorum' derdi. Üstüne giderdik, 'biraz kes olmaz mı? O zaman açabilirsin, karışmaz hem' derdik. Ne çok dert edinmiştik onun saçlarını. Birgün olsun açtığını hatırlamıyorum. Ben onu bildim bileli saçları omzunda bir yüktü.
Sonra bigün okula gelmedi. Bıraktı okulu. Muhtemelen 6. sınıfa geçtiğimiz yıldı. Evlenmişti. Üzüldüm, ama daha küçük dedim. Yengem 'severek evlendi' dedi. Şaşırdım. İyi biliyorum şaşırdığımı. Sonraki yıllarda şaşırmaya devam edecektim. Başına kötü şeyler gelen, evden kaçan arkadaşlarım da olcaktı. O günleri düşündükçe hala şaşırıyorum. 
Sonra gerçekten sevdi mi diye düşünüyorum. O uzun parlak saçları düşünüyorum, eşinin şefkatle taradığını.. Filmlerdeki gibi büyümesine müsaade etmesini, onu sevmesini istiyorum. Geçmiş zaman için dileklerim var. Lütfen geçmişte böyle olmuş olsun. Lütfen eşi her akşam saçlarını taramış olsun, sıcak suya batırılmış tarakla. Lütfen, onu küçüğüm diye sevmiş olsun. Sonra evlenecek kadar  sevmeyi öğrendiği yaşta o kız o adamı yeniden sevsin. 

16 Aralık 2014 Salı

Eski Dost Diye Bir Şey Yok Efenim Dost Her Daim Dosttur!


Merhabalar. Ben efendim, türk kahvesi keyfinden geliyorum da hava atmaya geldim buraya. Orta şekerli, narlı lokumlu. :D

Bizde türk kahvesi içilmez pek, yani ailecek öyle bir alışkanlığımız yok-tu. Ben hariç. Üniversiteye ilk geldiğim yıl canımlar, Kyk'da 8 kişilik odada kaldım. 8 kişi bir odadaydık, musmutlu bir tabloyduk biz. 8 kişi bir eve sığamazken biz bir odaya sığışıp gidiyorduk. İşte o sene alıştım kahve içmeye. Her gün kahvaltı sonrası ve akşam yemek sonrası. Sonra da fincanın dibini sıyırır yüzümüze sürerdik, maske yanii en doğalından. :)

Bir arkadaşımızda çok biliyo gibi ellerimize telveyi sürer, sonra da masaj yapardı. Şimdi 8 kişinin 5'i mezun oldu. Biri İstanbul'a gitti. İki kişi kaldık ama görüşmüyoruz, anca denk gelirsek. Ben tatillerde filan aramam çok, yani ne bileyim aramam işte. Ama severim her birini ayrı ayrı. Özlemem diyodum ama özlüyorum tek tek. :)

Ben ranzanın üst katındaydım, alt katta Eso vardı. Razadaştık biz, uydurmuştum. Ranzamızın hemen dibinde dolabımız vardı, demir dolap,mavi. Asker gibi hissediyorduk kendimizi. Dolabın üstüne kitaplarımı filan dizerdim, başka bir sürü ıvır zıvır da. Sabahları da çok erken uyanırdım, kitap okumaya. Sessiz olmak için uğraşırdım ama o zaman da elim ayağım birbirine girerdi kitaplar patır patır düşerdi Eso'nun kafasına. Eso hep sıçrayarak uyanırdı, ters ters bakar ama bişey demezdi. Sonraları alıştı zaten.  :) Eso fena konuşkan kızdır, bi görseniz ölümüne konuşur. Mesela telefonda saatlerce konuşur, sonra çok konuştum kapatayım der ama yine konuşur. Ben çok konuşmam ama sorun değildir onlar için çünkü dinlediğimi bilirler. :)

Eso inanılmaz saçmalardı, yani birlikte saçmalardık. Ne güzeldi. Benim 11'den sonra hatlar karışırdı. Hep espiri yapar, gülerdim. Onlar da dalga geçerlerdi. :D

Ben çok makyaj yapmayı bilmezdim, onlardan öğrenmiştim çoğunu. Mesela Ello uu bi güzel kızdır. Çokta ustadır. Beni alır boyar da boyardı. Can sıkıntısından iştee. Hep final haftaları en çok. Herkes ders çalışırdı biz makyaj yapar, taklit yapardık. Bi keresinde skeç bile yapmıştık odada.
Ben dans etmeyi bilmem, onlar öğretmeye çalışırlardı. Değerli olduğumu hissettirirlerdi. Güzel insanlar yanii. Özledim hepsini, tek tek ayrı ayrı.



:)

15 Aralık 2014 Pazartesi

Anı: Bu Kareye Böyle Yansısın



Eski fotoğraflara bakıp hayret ediyorum. Yaşam var, ölüm var, değişim var. Sürekli bir değişim. Fotoğraftaki dayım, kucağındaki ben. 92 yılı. Sanıyorum ki Eylül ayı.Gazi Osman Paşa bu yeşil yer. Bu evlerin hepsi tek tek yıkılmış. Bu ağaçların hepsi tek tek sökülmüş kökünden. Baksanıza gözlerime; korku, bi hoşnutsuzluk var sanki. 'Bu kareye böyle yansısın, vakti gelince anlarsın' bakışı bu. Öyle yorumluyorum. Ya da dayımın tutuşundan kaynaklanıyo, bilmiyorum.

Fotoğraflar dostlar, gerçeği vurur insanın yüzüne. Bu yüzden uzun süre bakınca  içim burkulur.  Her ayrıntı önemlidir benim için. O evler yıkılınca başka neler yıkıldı mesela, kaç kişi bu evlerde ne anılarımız vardı dedi?

Ağaçlar bence ağlamıştır. Ben ağaç olsam, hüngür hüngür ağlardım.
Böyle şeylere üzülüyorum. Hemen ağlayasım geliyo.

Ben o zamanlar 7 aylık filanım. Ben doğmadan bir sene önce ablam vefat etmiş. Abim ablamı çok severmiş. O yüzden bana ablamın adını vermiş. Ben doğduktan 4 ay sonra da abim vefat etmiş.

Bilirsiniz insan kendinde hep suç arar. Ben de hep diyorum iki ölümün ortasıyım. Neden ki? Canım sıkılıyor. Abim ablamı çok sevmiş ama doyamamış. Beni sevmiş bana da doyamamış. Sanki aynı isimdeki kişileri sevemezmiş gibi,gitmiş. Oysa öyle değil, vakti gelen gidiyo. Ama işte insanın aklına böyle saçma şeyler de geliyo. Demek ki annem 2 seneden az bir zaman içinde iki evlat kaybetmiş. Beni sevmiş midir acaba diye düşünüyorum. Yani ne bileyim öyle işte. Anneme soruyorum bazen, 'anne o zaman seviyo muydunuz beni?' sevdiklerini söylüyo tabi. Ama en çok ablamı ve abimi sevdiğini de söylüyo. Kıskançlık gibi değil de üzülüyorum. Keşke ben de onlar kadar iyi olsam diyorum. Ne bileyim belki onlar kadar iyi olsam daha az özler gibi. Bilmiyorum.

Ölüm bir süre sonra unutulmaz, bastırılır. Yani tamamen unutulmaz bence. Alışma da değil. Alışılmaz. Geçen senelerde düşünüyorum, bence ben ölümden etkilenmem en yakınımın ölümü bile acıtmazmış gibi geliyo tuhaf. Oysa salakça bu düşünce. İnsan ölümden etkilenir hem de çok. Niye böyle düşünmüşsem. Yıllar sonra hiç görmediğim halde ablamın ölümünü düşünürken bile canım acıyo. Tv'de ölüm haberleri görünce canım acıyo, kitapta, filmde.. alışılmaz tabi ki. İnsan neden ölüm gibi birşeye alışsın ki.. Alışmasın. Yani az olsun diyorum, mesela savaşlar, gençler,kadınlar, çocuklar, yaşlılar öyle ölmesin bence. Bilmiyorum ki bu yazı nerden geldi buraya kadar. Biraz dağınık oldu bide. Ne bileyim, bilmiyorum işte. Bazen insan olmak, fazla ağır.